Askerden 'y
TSK, daha güvenli biçimde silah, malzeme ve personel taşınması için 2 bin 720 adet taktik araç alım ihalesi açtı. Tamamı yerli olacak ihaleye 10 firma katıldı. İşte ayrıntılar:
23 Aralık 2007 09:55erli malı' araç ihalesi
TERÖRLE mücadele çerçevesinde operasyonlarını yurt içinde ve yurt dışında başarıyla sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), silah, malzeme ve personelin daha emniyetli ve süratli taşınabilmesi için yeni araç alacak. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyacı olan araçlar için açılan ihaleye 10 firma başvurdu. Yerli üretim araçlardan 468’i mayına karşı zırh korumalı personel araçlarından oluşuyor. 10 firma yarışıyor Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülen “Taktik Tekerlekli Araç Projesi” çerçevesinde toplam 2 bin 720 araç alınacağı bildirildi. Bu araçlardan 413’ü komuta kontrol aracı, bin 154’ü de çeşitli türlerde yük ve personel aracından oluşuyor. Ayrıca, 468 adet mayına karşı zırh korumalı personel aracı alınacak. 282 adet 5 ton yük aracı ile 403 adet 10 ton yük aracı da ihale çerçevesinde tedarik edilecek. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın, silah, malzeme ve personelinin emniyetli ve süratli taşınmasını ve intikalini sağlamak amacıyla açılan ihalede teklif veren firmalar da belli oldu. Kimyasal silah keşif aracı... Tamamen yurt içi üretimi olacak yerli malı taktik tekerlekli araçlar için açılan ihaleye 10 Türk firması başvurdu. Firmaların tamamı, taktik araçlar konusunda söz sahibi olan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli araçlarını kullandığı firmalar. İhalede liste şöyle oluştu: Aksa, BMC, FNSS, HEMA Endüstri, MAN Kamyon ve Otobüs A.Ş., Mercedes-Benz, Nurol Makina, Otokar, Pİ Makina Otomotiv, Uzul-Şınlak Savunma Sistemleri. Öte yandan sürdürülen bir başka projeyle de, taktik seviyede keşif ve gözetleme ile kimyasal ve biyolojik keşif görevlerinin icra edilmesine katkı sağlamak amacıyla Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Zırhlı Araç Projesi de yürütülüyor. Fizibilite çalışması sonucunda modelin belirleneceği projede, 336 adet zırhlı araç ve ilgili donanımları alınacak. Bunlar arasında 33 komuta aracı, 135 sensör aracı, 99 destek aracı, 39 radar aracı ve 30 adet de NBC (kimyasal ve biyolojik silah) keşif aracı bulunuyor. Projeye ilişkin modelin belirlenmesiyle Teklife Çağrı Dosyası’nın firmalar için yayımlanması öngörülüyor. Özellikle son dönemde terörle mücadelenin aktifleşmesiyle birlikte yüklü miktarda silah ve asker sevkiyatı gerçekleşmişti. Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki hareketlilikle birlikte terör örgütü de mayınlı saldırılara yönelmişti. Bu nedenle, ilerleyen dönemlerde personel, yük ve silahların daha güvenli ulaştırılabilmesi için projelerin büyük önem taşıdığı belirtiliyor. İki proje hakkında da kararın 2008 yılı içinde verilmesi bekleniyor.
Tercuman
Bu haber 4,350 defa okundu.
document.getElementById('objectContent').style.fontSize = '14px';
E-postala
23 Aralık 2007 Pazar
Askerden 'yerli malı' araç ihalesi
Teröre karşı son hamle: GÖKTÜRK
Bir metrenin altındaki nesnelerin hareketlerini dahi rapor edebilecek olan ve sınırdan terörist geçişini engellemede kendi istihbaratımızı sağlayacak projede son durum:
23 Aralık 2007 12:10
Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar, Türkiye'nin keşif, gözlem ve uydu projesi olan ''Göktürk Projesi''nin, en geç üç ay içinde sonuçlandırılacağını düşündüğünü söyledi. Murad Bayar, A.A muhabirinin sorularını yanıtlarken, keşif, gözlem, uydu projesinde Savunma Sanayi Müsteşarlığınca yapılan değerlendirme çalışmaları sonucunda, İtalya'nın Telespazio, Almanya'nın OHB, İngiltere'nin Eads Astrium firmaları ile görüşmelere devam edilerek, sonuçların bir sonraki icra komitesi toplantısında sunulmasına karar verildiğini hatırlattı. Bayar, Türkiye açısından önemli olan bu projenin, çok uzamadan sonuçlandırılacağını düşündüğünü kaydetti. -GÖKTÜRK PROJESİ...- Özellikle sınır gözleme amacıyla projelendirilen ve Türkiye'nin askeri amaçlı ilk uydu projesi olarak kabul edilen Göktürk projesi kapsamında, yörüngede teslim edilecek bir adet elektro-optik gözlem uydusu, bir adet sabit yer istasyonu ve bir adet de mobil yer istasyonu tedariki bulunuyor. Projeyle yerli sanayinin bir sonraki uydu projesinin tasarım, entegrasyon ve test faaliyetlerini Türkiye'de gerçekleştirebilecek yeteneğe ulaşması da hedefleniyor. İlk aşamada Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülen Göktürk Keşif Gözetleme Uydu Sistemi projesiyle yabancı bir firmanın ana yükleniciliğinde teknoloji aktarımı gerçekleştirilecek. Başta yerli ana iş ortağı TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayinin (TAI) entegrasyon aşamasına doğrudan katılımı olmak üzere, yerli savunma sanayi firmaları ile araştırma merkezlerinin projenin tüm safhalarına katılması planlanıyor. İlk Türk devletinin ismi verilen Göktürk RFP keşif ve gözetleme uydu sistemi ihale programını belirlerken, proje, yörüngede teslim edilecek bir adet Elektro-Optik Gözleme Uydusu, bir adet sabit yer istasyonu ve bir adet mobil yer istasyonunun oluşumunu kapsıyor. -BİR METRENİN ALTINDAKİ NESNE HAREKETLERİNİ BİLE KAYDEDEBİLECEK...- Bir metrenin altındaki nesnelerin hareketlerini de rapor edebilecek kabiliyette olacağı belirtilen uydu, sınırdan terörist geçişlerin engellenmesi noktasında da fayda sağlayacak. Göktürk Uydusu'yla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri, havadan kendi istihbaratını sağlama noktasında da önemli bir avantaja sahip olacak. 200 milyon dolar harcanacak ve Yüksek Çözünürlüklü resimler gönderecek olan uydunun, yerli ve yabancı sanayii işbirliği içinde üretilmesi ve geliştirilmesi öngörülüyor. Bu nedenle TAI, TÜBİTAK ve ASELSAN gibi kuruluşlar projede rol alacak. Uydunun 600-650 kilometre yükseklikte yörüngeye yerleştirilmesi planlanıyor. AA
Bu haber 307 defa okundu.
document.getElementById('objectContent').style.fontSize = '14px';
E-postala
22 Aralık 2007 Cumartesi
Erdoğan: Gaza gelmedik, başardık
Sınır ötesi konusunda 'Birilerinin gazına gelmedik' diyen Erdoğan çarpıcı açıklamalar yaptı. Erdoğan, YÖK için de konuştu: İnşallah bundan sonra beklenen tablo oluşacak..
21 Aralık 2007 18:05
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörle mücadele konusunda birilerinin tatmin olması için adım atmadıklarını belirterek, “Belki tabir biraz ağır olacak ama, eğer bu gaza bizler gelmiş olsaydık veya gelecek olsaydık, bu bir stratejinin hayata geçirilmesi olmazdı. Bu bir taktik uygulamanın hayata geçirilmesi olmazdı. Bu olsa olsa sadece birilerinin tatmin olması olurdu, ki bunların da kimler olduğunu halk anlıyor” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen bayramlaşma ziyaretindeki konuşmasında bu yılki Kurban Bayramı’nın "farklı bir zaman, farklı bir zemin ve farklı bir atmosfer" içerisinde kutlandığını dile getirdi.
Erdoğan, bayram öncesindeki döneme değinerek, “Ekim ayında TBMM’ye müracaat etmek suretiyle bir tezkerenin kabulü ve parlamentonun bu tezkeremize kabul oyu vermiş olması 19 red dışında 507 kabulle bu tezkere cumhuriyet tarihinin en önemli kabul oyunu almış bir tezkereydi. Bu tezkereyi aldıktan sonra da bizler hükümet olarak ilgili kurum ve kuruluşlarımızla, sürekli iletişim içerisinde olmakla beraber bu emaneti hakkıyla hedefine ulaştırmanın gayreti içerisinde olduk, oluyoruz, olacağız” diye konuştu. Devlet yönetiminin hamaset ve anlık heyecanlarla olamayacağını ifade eden Erdoğan, devlet yönetiminde aklıselim, bilgi ve tecrübenin egemen olması gerektiğini ve kararın bir kere ama “pir” verileceğini kaydetti. -“KİMSENİN GAZINA GELMEDİK, BİR STRATEJİYİ HAYATA GEÇİRDİK”- “Belki tabir biraz ağır olacak ama, eğer bu gaza bizler gelmiş olsaydık veya gelecek olsaydık, bu bir stratejinin hayata geçirilmesi olmazdı. Bu bir taktik uygulamanın hayata geçirilmesi olmazdı. Bu olsa olsa sadece birilerinin tatmin olması olurdu, ki bunların da kimler olduğunu halk anlıyor” diye konuşan Erdoğan, birileri istediği için adım atmayacaklarını belirtti.
Erdoğan, Kuzey Irak’a gerçekleştirilen hava harekatından önce yoğun bir diplomasi trafiği yaşayarak, siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal konuda birçok adım attıklarını dile getirdi. Türkiye’nin, uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları olduğunu anımsatan Erdoğan, bu hakları kabullenip, bütün dünyada Türkiye, lehine lobiler oluşturmak şeklinde konuşacak dillere ihtiyaç olduğunu ifade etti.
Erdoğan, bir taraftan Körfez, bir taraftan AB üyesi ülkeler ve bir taraftan da ABD’ye yapılan seyahatler neticesinde olumlu bir atmosfer oluşturulduğunu kaydederek, “Bu konuda kararlıyız, çünkü terör sadece Türkiye’nin baş belası değil, bütün insanlığın baş belası ve insanlık teröre karşı ortak mücadele vermek zorunda, bugün bize yarın bir başkasına. Bu ortak mücadeleyi birlikte vereceğiz ki insanlık, arzuladığı huzur ortamını bulsun. O zaman bayramlar bayram gibi kutlansın” dedi. -“ATATÜRKÇÜYÜZ DİYENLER, ATATÜRK ÜZERİNDEN GEÇİNİYORLAR”- Erdoğan, yapmadıklarını söyleyen değil, yaptıklarını söyleyenlerden olacaklarını vurgulayarak, “Patinaj yapıp geri gidenlerden olmak istemiyoruz. Dikkatli, emin adımlarla gideceğiz, ama maksuda ulaşacağız. Bu millet artık zaman kaybedemez, makas artık çok açık, bu makası kapatıyoruz” diye konuştu. Hedefin 2013 yılı olduğunu kaydeden Erdoğan, hedefe varılmadığı taktirde zararda olunacağını belirtti.
Erdoğan, 5 sene içinde, milli gelirin 2 bin 500 dolardan 7 bine doğru dayandığına işaret ederek, “Bunu kulak ardı ediyorlar. Yazılı ve görsel medya samimi ise yazsın bunu niye yazıp baş tacı etmiyor” diye konuştu. Türkiye’nin 79 yılda 181 milyar dolar milli gelire ulaştığına değinen Erdoğan, AKP iktidarının, bunun üzerine 5 yılda 307-308 milyar dolar koyduğuna ve rakamın 488 milyar dolara çıktığına dikkat çekti.
“Atatürk’ün ifade ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak bir amaçsa, bu güne kadar gelenler bu amacın semtine bile uğramadılar. Bunlar Atatürkçüyüz falan diyorlar ya inanmayın bunlar Atatürk üzerinden geçinenler, bunların durumu o” diye konuşan Erdoğan, hedefi gerçekleştirdiklerini fakat Atatürk üzerinden geçinmediklerini söyledi. -“81 ŞEHRİN 80’İNDE MİLLETVEKİLLİĞİ KAZANAN AKP TÜRKİYE’Yİ KUCAKLAYAN BİR PARTİ”- 2009’daki yerel seçimlere de değinen Erdoğan, bu seçimler için farklı bir hazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.
Erdoğan, İstanbul’daki AKP’li belediyelerin mevcudun üzerine yenilerini ilave etmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun için, tabiî ki basit ihtiraslar içerinde olmayacağız ve en ideal neticeyi nasıl alacaksak, bunun gerekleri neyse, tamamını yerine getirerek adımları birlikte atacağız” dedi.
Erdoğan, belediye temsilcilerine seslenirken, seçim hazırlıklarının, iliyle, ilçesiyle, beldeleriyle, mahalleleriyle, köyleriyle en ücra köşeye kadar başarılı bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini söyledi. İstanbul’un, Türkiye’nin lokomotifi, 81 vilayetin özeti olduğunu belirten Erdoğan, İstanbul’daki havanın aynı anda diğer 80 şehri de etkisi altına alacağını kaydetti.
Erdoğan, özellikle kadın ve gençlik kollarının çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bulunduğunuz her yerde özellikle terör konusunda yaptığınız sohbetlerde, buluşmalarda bu konuyu hassasiyetle gündemde tutun. Şu şekilde, terör örgütü hiçbir zaman benim Kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi olamaz” dedi.
AKP’nin, 81 vilayetin 80’inde milletvekilliği kazandığını hatırlatan Erdoğan, bunun AKP’nin bütün Türkiye’yi kucaklayan bir parti olduğunu göstergesi olduğunu kaydetti. Erdoğan, üç tane kırmızı çizgileri olduğunu belirterek, “Birincisi, biz, etnik milliyetçiliği kabul etmiyoruz. Bizi birleştiren Anayasal vatandaşlık noktasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bu nedenle, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet diyoruz” diye konuştu. İkinci çizgide de bölgesel milliyetçiliğe karşı olduklarını ifade eden Erdoğan, 780 bin kilometre karenin hepsinin modern ve çağdaş olacağını ve hepsinin modern dünyadan nasibini alacağını dile getirdi. -“YÖK, ÖĞRETİM ÜYESİ YETİŞTİREMİYORSA, ONU DA BİZ YAPARIZ”- “Biz, 81 üniversite dedik, 81 ile. Beyefendiler rahatsız oldu. Hükümet devamlı üniversite açıyor dediler, peki öğretim üyesi nerde? Öğretim üyesini ben yetiştirmeyeceğim, onu sen yetiştireceksin. Bu YÖK’ün sorunu, benim sorunum değil. Yapamıyorum dersen, ver bize biz yetiştirelim, onu da yaparız. Ve inşallah şimdi o da olacak” diye konuşan Erdoğan, 9 ilin dışında şuanda tüm şehirlerde üniversite olduğunu kaydetti.
ANKA
Bu haber 6,208 defa okundu.
Başbakan Erdoğan sol çizgiyi sevdi
AKP İstanbul İl Başkanlığı'nca düzenlenen bayramlaşma töreninde bir konuşma yapan Erdoğan, Sosyalist Enternasyonal'den gelen teklifle ilgili çok ilginç açıklamalrda bulundu
21 Aralık 2007 20:3
Başbakan Erdoğan, sosyal adalet anlayışının mayalarında olduğunu belirttiği konuşmasında, bunun için fakir fukaranın sofrasında oturduklarını ve onlara yardım ettiklerini söyledi. Dinsel milliyetçilik yapmadıklarını anlatan Erdoğan, son yıllarda Trabzon, İzmir ve Malatya'da yaşanan olayların kendilerini üzdüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, "Bizim dinimizde bunun yeri yoktur. Hiçbir Müslüman, 'burada bu Hristiyan Müslümanlar'ın aleyhine bir çalışma yapıyor' diye, gidip bir farklı dinin temsilcisini öldüremez. Böyle bir hak yoktur. Bilgin varsa gidip anlatırsın. Kaldı ki, bizde inancına güvenen inanç hürriyetinden korkmaz, bizde düşüncesine güvenen düşünce hürriyetinden korkmaz. Çünkü düşüncenin yaptırımı silah değildir, düşüncenin yaptırımı güçlü düşüncedir" diye konuştu. 3 kırmızı çizgileri olan etnik, bölgesel ve dinsel milliyetçiliğe karşı olduklarını ifade eden Erdoğan, "Biz bu 3 kırmızı çizgiyi ülkede hakim kıldığımız anda Batı bile bizi farklı anlayacaktır" dedi. SOSYALİST ENTERNASYONAL Recep Tayyip Erdoğan, Alman sosyal demokratların hazırladıkları kitapta "Türkiye'nin sosyal demokratlarına yer vermediklerini, bu kitap için AK Parti'den yazı istendiğini" ifade etti. Erdoğan, "Niye? Çünkü Türkiye'de sosyal demokrat geçinenlere 'siz sosyal demokrat değilsiniz' diyorlar. 'Türkiye'nin muhafazakar demokratları uygulamalarını sosyal demokrat olarak yapıyor' dediler ve bizden bunu istediler. Bu neyi gösteriyor? Hatta bizi, 'Sosyalist Enternasyonal'e alalım' diyorlar. Dedim ki, 'CHP'yi çıkarın gelelim" şeklinde konuştu. "AK Parti'nin oylarını yemek ve kömür dağıtarak aldığı" yönünde eleştiriler bulunduğunu dile getiren Erdoğan, "Tamam da bugüne kadar sizin aklınız neredeydi? Siz de iktidara geldiniz, gittiniz, niye fakire fukaraya kömür dağıtmadınız? Benim fakirim dondu soğuktan, bir gün evinin kapısını çalıp da acaba vali bey, 'ben sana kömür getirdim' dedi mi? Demedi ama şimdi benim valim kapı çalıyor, 'ben sana kömürünü getirdim' diyor. Nereden nereye geldik" diye konuştu. Erdoğan, herkesin iş ve imkan sahibi olmayabileceğini ifade ederek, "Çevremizde var, niye görmüyoruz beyler? Biz sizden aldık bu iktidarı. İktidarı aldığımızda ülke çok varlıklıydı da bizim dönemimizde mi yoksul oldu? Ama siz benim vatandaşlarımın kapısını çalmadınız. Bu iktidar onların kapısını çaldı" dedi. İstanbul'da her gün 600-700 aracın trafiğe girdiğini belirten Erdoğan, "Hani bazen deniyor ya 'vatandaşta para filan yok'... Var yani bir yerde bir şeyler" şeklinde konuştu. Erdoğan, Türkiye'nin çekim alanı haline geldiğini, tarımda farklı bir dönem başladığını, hayvancılığı teşvik ettiklerini anlattı. TURAN BABA Başbakan Erdoğan, salondaki bir partilinin, "Yaptıkların için teşekkür ederiz, Allah yolunu açık etsin" sözü üzerine, bu kişiyi, "Turan Baba, Camialtı'ndan antrenörüm. Turan abi bizim eski Galata'nın birinci ligde olduğu zaman benim antrenörümdü" diyerek tanıttı. Bayramlaşma törenine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları Hayati Yazıcı ile Nazım Ekren, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Egemen Bağış ile milletvekilleri ve çok sayıda partili katıldı. Erdoğan, konuşmasının ardından partililerle tek tek bayramlaştı.AA
Bu haber 9,100 defa okundu.
document.getElementById('objectContent').style.fontSize = '14px';
Ankara'da artçı depremler sürüyor
Ankara'nın Bala ilçesinde bayramın ilk günü meydana gelen 5.7'lik büyük depremin ardından gelen artçı depremler devam ediyor. Bugün gece 24.00 itibariyle hafif şiddette 10 ayrı deprem daha kaydedildi.
22 Aralık 2007 12:41
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'nden verilen bilgiye göre, Ankara'nın Bala İlçesi'ndeki 5.7'lik depremin ardından bugün devam eden 10 artçı depremin saatleri ve şiddetleri şöyle:
10:32:16 3.0 08:15:26 3.0 07:22:20 2.9 06:14:30 3.2 05:26:59 3.3 04:33:20 3.3 03:51:03 3.4 02:43:02 3.3 01:03:44 3.3 00:21:49 3.1
Bu haber 615 defa okundu.
document.getElementById('objectContent').style.fontSize = '14px';
E-postala
Yazdır
Kaydet
16 yaşında, evli sevgilisine kaçtı
Lise öğrencisi, cep telefonuyla rastgele tanıştığı Antalya'daki evli ve çocuklu sevgilisine kaçtı. Polisin bulduğu genç kız, ailesine teslim edildi, evli sevgilisi serbest bırakıldı
22 Aralık 2007 11:54
Soner Kocaer'in haberi
Antalya'da fırın ustası 31 yaşındaki Osman Özen, cep telefonundan rasgele aradığı bir numaradan Ankara'ya oturan 16 yaşındaki lise 2'nci sınıf öğrencisi B.Ş. ile tanıştı. Evli ve bir kız çocuğu babası olan Özen, 2 ay cep telefonuyla konuştuğu ve hiç görmediği B.Ş.'ye “Seni seviyorum, karımdan ayrılacağım. Kaçıp bana gel'' dedi. Liseli B. Ankara'aki evinden ‘Okula gidiyorum’ diyerek ayrıldı ve otobüsle daha önce hiç görmediği Antalya'daki sevgilisinin yanına geldi.
Genç kızı terminalde karşılayan Osman Özen, kiraladığı ve ikinci el eşyalarla donattığı eve yerleştirdi. B.Ş.'nin ailesi Ankara'da polise başvurarak kızlarının kaybolduğunu bildirdi. B.Ş.'nin cep telefonu kayıtlarını inceleyen polis, genç kızın Antalya'da olduğunu belirledi.
Sevgilisinin tuttuğu evde bulunan B.Ş. ailesine teslim edilirken, Osman Özen de çalıştığı işyerinde yakalanarak gözaltına alındı. Genç kızın doktor raporunda bakire olduğu belirlendi. Özen, çıkarıldığı mahkemede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. B.Ş. ise ifadesinde, “Onu seviyorum. Karısından ayrılıp benimle evlenecek'' dedi.
(Milliyet)
Bu haber 9,170 defa okundu.
document.getElementById('objectContent').style.fontSize = '14px';
E-postala
zaman:
05:48
0
yorum
Etiketler:
cep telofonu,
lise,
öğrenci
MİT'te üç Mason patronluk yaptı...
Menderes'in MİT'e atadığı Ahmet Salih Korur, Masonlar Büyüt Locası'nın Üstad-ı Azam'ıydı. İki mason daha teşkilata başkan oldu ama direnişle karşılandılar.
22 Aralık 2007 11:31
Ferhat Ünlü'nün Sabah gazetesindeki yazı dizisinden bir kesit
Türk gizli servisinin ilk sivil müsteşarı sanıldığı gibi Sönmez Köksal değil, 1957'de Adnan Menderes tarafından göreve getirilen Ahmet Salih Korur'du. Menderes'in Başbakanlık Müsteşarı ve sağ kolu olan Korur, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın Üstad-ı Azam'ı idi.
İlki Nisan-Eylül 1957, ikincisi ise Temmuz-Ekim 1959'de olmak üzere iki defa kısa sürelerle MİT'i yöneten Korur, gençliğinde askeri fabrikalarda çalışarak Kurtuluş Savaşı'na katkıda bulundu.
Sivil bürokrasinin çeşitli kademelerinde üst düzey görevlerde bulunan Korur, Demokrat Parti iktidarından sonra Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirildi. Korur'un, Atatürk döneminde uykuya giren masonluğun Türkiye'de yeniden dirilişini sağlayan en önemli isim olduğu söyleniyor.
Adnan Menderes, sağ kolu konumundaki Korur'u, Milli Emniyet Reisliği'ne, gizli servise nüfuz etmek ve orduya karşı elini güçlendirmek için atamıştı. Ne var ki bu planında pek başarılı olamadı. Korur teşkilatta büyük bir direnişle karşılaştı. Başbakanlık bünyesinde de küçük bir istihbarat örgütü kurduran Korur, Menderes'in telefonlarını dinlendiğini öğrendiğinde istihbarat yetkililerine "Adnan Beyin telefonlarını neden dinliyorsunuz?" diye sormuştu. Korur'un en çok rahatsız olduğu şey Menderes'in gönül maceralarının bilinmesi idi. 1905 İstanbul doğumlu Korur 2 Şubat 1982'de öldü. TEŞKİLATTA DİRENÇ Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'na üye bir diğer teşkilat patronu ise 1974 yılında ölen Celalettin Tevfik Karasapan'dı. Karasapan, 1959-1960 yılları arasında sekiz ay süreyle MİT'in başında kaldı. 1899 Medine doğumlu olan Karasapan, Afyon senatörlüğü ve turizm bakanlığı da yaptı. Karasapan'ın kızı Sevinç Karasapan Prof. Dr. Mümtaz Soysal'la evlendi. Tevfik Karasapan'ın oğlu Ahmet Erdinç Karasapan da bir büyükelçi idi. Milli İstihbarat Teşkilatı'ndaki askeri kanat, kırk yıl boyunca Celalettin Tevfik Karasapan'ın 27 Mayıs darbesinin hemen ardından Adnan Menderes'le birlikte Kütahya'da gözaltına alınmasını "MİT darbeleri bildiği halde başbakanlara haber vermiyor" tezine karşı kanıt olarak sundu. Hakikaten de 27 Mayıs darbesinden haberi olmayan Karasapan, askerlerin MAH Reisliğine getirdiği bir isim değildi. Aksine tıpkı Salih Korur gibi Menderes'in teşkilatı kontrol edebilmek için Milli Emniyet'in başına getirdiği bir büyükelçiydi. Bu yüzden darbeden sonra askerler tarafından gözaltına alınmasından daha doğal bir durum yoktu. Eski bir teşkilat yetkilisi, "Ne Salih Korur ne de Karasapan teşkilata nüfuz etme konusunda başarılı olabildi. Korur çok haris ve sert bir adamdı. Sertlikle iktidar sağlamaya çalıştı ama teşkilatta çok direnç vardı, Karasapan daha diplomatikti, ama o da daha teşkilatı bile tanıyamadan 27 Mayıs'la uzaklaştırıldı" diyor.
Menderes ekibi gitti, askerin ekibi başa geçti
1950 ile 60 arası Türk istihbaratının askerlerle siyasilerin sürtüşmelerinden en çok etkilendiği dönemdi. Bu dönemde Menderes MİT'in başına Ahmet Salih Korur, Hüseyin Avni Göktürk ve Celalettin Tevfik Karasapan gibi kendisine yakın isimleri getirdi. (Gazeteci İlhami Soysal'a göre Göktürk de masondu.) 27 Mayıs ihtilal kadrosunun müsteşarı ise Tümgeneral Naci Aşkun'du. Ocak 1961 ile Ağustos 1962 arasında MİT'i yöneten Aşkun, Menderes'e karşı ilk darbe girişimini gerçekleştiren Sami Kuşçu cuntasının da üyelerinden biriydi. 27 Mayısçılar onu MAH Reisliğine getirerek ödüllendirmişti. 1908 yılında Uşak'ta doğan Naci Aşkun kurmay yüzbaşı iken MİT'e katıldı. Bir buçuk yıl MAH Reisliği'ni yürüten Aşkun 1982 yılında öldü.
'Ordu kontrol için terfileri kullanırdı'
12 EYLÜL darbesinin mimarlarından Nurettin Ersin 1971-73 yılları arasında korgeneral rütbesindeyken MİT Müsteşarlığı yaptı. MİT'ten orgeneral olacağı zaman ayrıldı. Eski bir MİT yetkilisi, istihbaratın patronlarının korgenerallerden seçilmesinin ardındaki gerekçeyi şöyle açıklıyor: "İstisnalar var ama korgeneralden aşağısı pek uygun görülmüyordu. Orgeneral rütbesinde birini atayınca müsteşarın, artık TSK'da terfi beklemediği için kendi kontrollerinden çıkacağını düşünüyorlardı. Ordunun MİT'i uzun yıllar denetleyebilmesinin teknik sırrı buradadır." MİT'te Ersin dönemi, statükonun muhafaza edildiği, sakin bir dönem olarak özetleniyor. 1918 Çanakkale Gelibolu doğumlu Ersin 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtına katıldı. Evren'in Devlet Başkanı olmasının ardından Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi. Ondan daha kıdemli olduğu söylenirdi. Hatta ordudaki bazı subaylar Evren'den kıdemli olduğu için Ersin'e 12 Eylül harekâtının liderliğini üstlenmesi için telkinlerde bulunmuştu. 3 Ekim 2005'te vefat etti. Ersin'in kardeşi Nejat Ersin tanınmış bir mimar. Nurettin Ersin'in Kıbrıs Barış Harekâtındaki rolünden ötürü Girne'de inşa edilen camiye "Nurettin Ersin Paşa Camii" adı verildi.
Fuat Doğu gizli anılarını MİT'e bıraktı
MİT tarihinin en sevilen müsteşarı Mehmet Fuat Doğu'nun ailesi Balkan Harbi'nde Bulgaristan'dan kaçıp İstanbul'a yerleşti. Doğu, kaçış öyküsünü yakın çevresine uzun uzun anlatırdı. 1914 doğumlu Fuat Doğu; Nuri Gündeş, Hiram Abas, Emre Taner, Şenkal Atasagun, Ertuğrul Güven, Cevat Öneş, Mehmet Eymür, Sadi Sağdam ve Mikdat Alpay gibi üst düzey MİT yöneticilerini yetiştiren kişiydi. Müsteşarken MİT'e aldığı gençleri makamına çağırmış ve "Ülkenize en iyi hizmeti burada yapabilirsiniz. Bilimsel çalışacaksınız. Bu iş zannettiğiniz gibi kovboyluk değildir" demişti. Fuat Doğu, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Genelkurmay İstihbarat Dairesi'nde görev yapıyordu. Bu dönemde Yunanların 12 Adaları işgaline ilişkin bir rapor hazırlayarak dikkat çekmişti. Rapor, İsmet Paşa'nın etliye sütlüye dokunmama stratejisinden ötürü pek dikkate alınmadı ama komutanları, Doğu'yu iyi bir istihbaratçı olarak mimledi. Doğu, MİT'te müsteşarlıktan önce Adana Bölge Başkanlığı yaptı. Süleyman Demirel tarafından müsteşarlığa getirildikten sonra Ankara'nın Yenimahalle semtinde, dolmuş yolcularının "MİT'te inecek var" dediği yerde geniş bir arazi üzerine kurulan MİT binasının yapımına öncülük etti. İlki 1962-64, ikincisi 1966-71 yılları arasında olmak üzere iki kez müsteşarlık yapan Doğu, eski MİT mensupları tarafından "çok başarılı bir istihbaratçı" olarak nitelendiriliyor. Görevde olduğu dönemde Doğu hakkında, teşkilatta çalışan evli bir kadınla ilişkisi olduğu ve kadını Hamburg'a tayin ettirdiği söylentileri yayıldı. Bu iddialara dayanak teşkil eden şey Fuat Doğu'nun kadına yazdığı ileri sürülen bir mektuptu. Bu yasak aşk söylentisinin yayılmasında Doğu'nun teşkilattan uzaklaştırılmasını isteyen Albay Sadi Koçaş ve ekibinin rolü olabileceğini hesaba katmak gerekiyor. Doğu, Koçaş ekibinin aleyhte faaliyetlerinin de etkisiyle 1971'de görevden alındı. Bu tatsız tayin haberini, Hoşdere'de MİT'in bir güvenli evinde arkadaşlarıyla birlikte rakı içip sohbet ederken öğrendi. 31 Mayıs 2004'te vefat eden Fuat Doğu'nun Zafer adında MİT'ten emekli olmuş bir subay oğlu, bir de kızı var. Doğu, eşi vefat ettikten sonra ölene kadar kızının yanında kaldı. MİT eski Müsteşar Yardımcısı Ertuğrul Güven, teşkilatın efsanevi müsteşarı Doğu'nun ölmeden önce yazdığı anılarını MİT Müsteşarlığı'na teslim ettiği bilgisini verdi. Güven şöyle dedi: "Hatıralarını el yazısıyla yazdı. Ben okumadım, ama teşkilata teslim ettiğini biliyorum. Kimseye göstermeyeceğim diyordu. İçinde çok kıymetli bilgiler vardır."
(Sabah)
Bu haber 8,088 defa okundu.
Toktamış Ateş'e göre CHP'nin hali
Son seçimde, oy vermemiş olsam bile; benim umudum gene CHP'de. Laikliği ANAP, ya da DP koruyacak değil ya..." diyen Toktamış Ateş CHP'nin başkan adaylarını analiz etti.
22 Aralık 2007 10:46
Yazı boyutunu büyütmek için
#haberImage {
float: right;
margin: 0 0 4px 8px;
}
#haberImage img {
border: solid 1px #900;
width: 272px;
height: 204px;
}
#nealsak {
border: solid 1px #990;
width: 272px;
height: 204px;
background: url(http://image.haber7.com/ads/nealsak/market-bg.jpg) no-repeat;
cursor: pointer;
}
#bannerCorp {
width: 272px;
height:260px;
border: solid 1px #909;
text-align: center;
padding: 10px 0 0 0;
}
Toktamış Ateş'in köşe yazısı
CHP’nin hali Basınımızın kimi köşe yazarlarında, ilginç bir alışkanlık başladı. Durup, durup; CHP'ye çatıyorlar. Elbette basının, ana muhalefet partisini eleştirme hakkı, hatta sorumluluğu var ama kimi zaman bu eleştiriler, insaf sınırlarını zorluyor. Yapılan eleştiriler, haksız mı? Elbette, haklı eleştiriler de dile getiriliyor. Fakat bu eleştiriler, "yapıcı" olmaktan çok, "yıkıcı" eleştiriler. Hele, gırtlağına kadar cehalet çukurlarına batmış kimi zavallılar, CHP'ye eleştiri yöneltmiyorlar mı, müthiş rahatsız oluyorum. * * * Görebildiğim kadarıyla, CHP'deki rahatsızlığın temel nedenlerinden biri, Sayın Önder Sav'ın uyguladığı parti içi politikalar oluyor. Önder Sav'ı hiç tanımam. Ne karşılaştım, ne konuştum. Fakat uygulamalarının, partinin çıkarları doğrultusunda olmadığını, açıkça görebiliyoruz. Örneğin, Sayın Eşref Erdem'in; bir anlamda partiden kopmasının, nasıl açıklayabiliriz? Aynı zamanda, hısmım ve hemşerim olan sevgili Eşref Erdem, tüm yaşamını CHP'ye hasreden bir siyasetçiydi. Nasıl oluyor da, böyle bir "militan ruh", partiden kopabiliyor? Bunun açıklanması gerek... * * * Bugün CHP'nin dış politika ve ekonomik politikasına yön verenler, ya da yön vermesi gerekenler; bu konuda, Türkiye'nin yetiştirdiği en seçkin isimler. v Örneğin, Washington'da yıllarca büyük elçiliğimizi yapan Sayın Şükrü Elekdağ ve Bonn'da büyük elçiyken, hayran olduğumuz Onur Öymen; neden CHP'nin dış politika vizyonunu, güncel bir yapıya kavuşturamıyorlar acaba? Acaba, bu değerli diplomatlarımız mı, Sayın Baykal'ın etkisinde kalıp, onun vizyonunu dile getirmek için çırpınıyorlar; yoksa Sayın Baykal mı, bu diplomatların etkisinde kalarak, dış politika hedeflerini belirliyor? Aynı şey, ekonomik politikalar için de geçerli. Hele SSK Genel Müdürü iken hayran olduğum Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "çıkışlarını" anlamakta, çok zorlanıyorum. Sevgili Esfender Korkmaz'ın neden hiç sesi çıkmıyor? * * * Milletvekili adaylarının belirlenmesi sırasında yapılan hataları, anlatmakla tüketemedim. CHP'nin Kadıköy'deki yükünü, önemli ölçüde sırtlanan bir İnci Beşpınar, neredeyse dışlanırken; Necla Arat ve Nur Serter'e, seçilebilecek yerlerde şans tanınması, tek kelime ile skandaldır. Bu iki meslektaşım hakkında, şimdiye dek bir şeyler yazmadım, bugün de yazacak değilim. Fakat öğrenciliğinden beri tanıdığım Nur Serter'in, Atatürkçülük anlatması, tam bir kara mizah. Geçmişi ile ilgili kimi satırbaşları, yazılı basınımızda yer almaya başladı. Bunları nasıl açıklayacağını, çok merak ediyorum. * * * Peki Deniz Baykal, CHP liderliğinden ayrılırsa, CHP için daha mı iyi olur? Atalarımız, "gelen gideni aratır", demiş. Bu deyimin, CHP için de doğru olacağından korkarım. Sayın Mustafa Sarıgül'ün CHP'den ihracını, bir demokrasi ayıbı olarak görüyorum. Fakat CHP'nin başına geçerse, daha iyi bir CHP görebilir miyiz acaba? Pek sanmıyorum. Evet, Şişli'de çok başarılı oluyor. Fakat örneğin, bizim Bilgi Üniversitesi'nin Kuştepe'deki binası konusunda, bizlere akla gelmeyecek hakaretlerde bulunmuştu. Bunları, elbette unutmadık. Buna karşılık Beyoğlu'nun AKP'li belediye başkanları ve gene AKP'li Eyüp belediye başkanı; Dolapdere ve Silahtar'daki inşatlar konusunda, çok daha yapıcı ve yardımcı idiler. Benzer şeyleri, Sayın Haluk Koç için söyleyebiliriz. Samsunlu kimi arkadaşlarımın, çok methettiği Haluk Koç'tan aklımda kalan bir anektot var AKP'nin ilk iktidarı dönemiydi. O zamanki YÖK başkanı Kemal Gürüz, YÖK'e yeni bir yasa getirilmesi konusunda, ağza gelmeyecek şeyler söylüyordu. Bu gibiler, kime güvenirler bilinmez ama; başbakana ağır hakaretler yağdırıyor ve "cehalet"le suçluyordu. (Belki de kahraman olma isteği vardı). Recep Tayip Erdoğan, bu eleştiriler konusunda, (kelimesi kelimesine) "Sayın YÖK Başkanı'nı, edebe davet ediyorum", dedi. Ve Haluk Koç, aynı gün basının karşısına geçti: "Sayın hocalarımıza edepsiz dedi, özür dilesin"... Şimdi bu Haluk Koç, CHP'ye başkan olsa ne olur, olmasa ne olur... * * * Ama son seçimde, oy vermemiş olsam bile; benim umudum gene CHP'de. Laikliği ANAP, ya da DP koruyacak değil ya...
tokta@bugun.com.tr
Bu haber 3,239 defa okundu.
document.getElementById('objectContent').style.fontSize = '14px';
E-postala
Yazdır
Kaydet
Yorum ekle
Tavsiye et
-->
çok önemsiz
çok önemli
Yorumlar (9)
document.write(' - yorumları görmek için buraya tıklayın');
- yorumları görmek için buraya tıklayın
#yorumItems li {
background: #f9f9f0;
border-bottom: thin groove;
margin: 2px 0 18px 0;
}
#yorumItems li h4 {
font: bold 13px Arial;
color: #333;
}
#yorumItems li div {
font: normal 12px Arial;
color: #333;
}
#yorumItems li span {
font: normal 11px Arial;
color: #666;
}
Sondakika Haberleri
Vatancılar Sezer'i gaza getiriyorlar
Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu hem yeni bir siyasi yapılanmadan söz ediyor hem de Sezer'e açık açık bu oluşuma katıl diyor... Mutlu'ya destek Güngör Mengi'den...
22 Aralık 2007 11:01
Mustafa Mutlu'nun dünkü köşe yazısıCumhurbaşkanlarının küsme hakkı yoktur! Türkiye Cumhuriyeti’nin 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, ülkemizin geleceği hakkında çok ciddi endişeleri vardı...İrticai eğilimlerin tırmanışından, bölücü terör örgütünün faaliyetlerinden...Ve eski bir Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak yargının siyallaştırılmasından ciddi şekilde rahatsızdı...Bu rahatsızlıklarını da her fırsatta toplumla paylaştı.O yüzden AKP iktidarıyla ters düştü ama görevini Abdullah Gül’e devrettiği 29 Ağustos 2007’ye kadar da sözünü esirgemedi.
***Aradan tam 114 gün geçti...Bu 114 günde irticai faaliyetler daha da arttı...Terör daha da tırmandı...50’ye yakın şehit verdik, yüzlerce protesto mitingi düzenledik, Meclis’ten tezkere geçirip, izin almak için ABD’ye gittik... Ve nihayet beklenen operasyonu yaptık...Siyasal iktidar yargıyı siyasallaştırma çabalarından da geri adım atmadı bu 114 günde... Savcı mülakatları bile Adalet Bakanlığı’na bırakıldı!Ama her nedense...Ve Show TV kameralarının haneye tecavüz sayılabilecek “atletli cumhurbaşkanı” görüntülerini bir kenara koyacak olursak...Bir kez bile konuştuğunu, görüşlerini, endişelerini, önerilerini ve en önemlisi de deneyimlerini paylaştığını görmedik 10’uncu Cumhurbaşkanımızın!
***7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 89 yaşında... Görevi bırakalı 18 sene olmuş... Ama hâlâ ülkenin geleceğini ilgilendiren konularda kendince görüş belirtiyor... O kadar değişti ki, eyalet sistemi bile öneriyor!9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 83 yaşında... 7 yıl geçmiş görevi bırakmasının üzerinden... O da konferans, seminer, panel demeden dolaşıyor, deneyimleriyle katkıda bulunmaya çalışıyor...Ama sadece 66 yaşındaki 10’uncu Cumhurbaşkanımız Sezer, devletin “fırından yeni çıkmış” en gizli bilgilerine sahip olmasına karşın tek kelime etmiyor!Yapılanlar doğruysa “Doğru” deyip yüreğimize su serpmiyor...Yanlışsa itiraz edip, doğruyu göstermiyor!Belli ki küskün, kırgın...Belli ki hâlâ birilerine kızgın...Belli ki moralsiz...Köşesinde oturuyor!
***
Böyle bir dönemde susmaya hakkınız yok Sayın Cumhurbaşkanım!Sizin yaptığınız görev, koltuğu teslim ettiğiniz anda bitmiyor çünkü...Ve üstelik artık “tarafsız” olmak zorunda da değilsiniz; çıkın, gördüklerinizi söyleyin bize...Konuşmak sizin göreviniz...Sizin düşüncelerinizi öğrenmek de bizim en doğal hakkımız!Lütfen görevinizin gereğini yerine getirin...
mmutlu@gazetevatan.com
Güngör Mengi'nin bugünkü köşe yazısı
Sezer bu çağrıya kulak vermeli... Geçen gün Hürriyet, Erzurum Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan bir veda töreninin haberini veriyordu. Emniyet Müdürü Kâmil Çolak’ın 19 ayda tam dokuz suç örgütünü çökertip 16 takdirname aldığını anlatan haber, onun Erzurum’dan alınışının halkı olduğu kadar örgütü de şaşırttığını anlatıyordu. Öyle ya başarılı bir idareci, işbaşında bulunan siyasi iktidarın da şansıdır. Bir hükümet, kendisine de hizmeti dokunan başarılı bir idareciyi niye rahatsız etsin? Niye bindiği dalı kessin? Bu soruları kendi kendime sorarken Emniyet Müdürü Çolak’ın Atatürk’ü kendine rehber edindiğini belirten sözlerini okudum. Ve cevabımı almış oldum! AKP iktidarının getirdiği en tahrip edici değişiklik, devlet bürokrasisinde uyguladığı yükselme kriterleridir. İmam hatip kökenli olmak, türban takan bir eşle evli olmak... Bunlar mevki sahibi olmanın ve yükselmenin sebebi olabiliyor ama kalmak ve yükselmeye devam etmek ek şartlar gerektiriyor. Meselâ tarikat veya cemaatiniz uygun değilse organ nakli operasyonlarındaki gibi bünye sizi reddedebiliyor. Atatürkçülerin tasfiye süreci devam ederken şimdi yavaş yavaş siyasal İslâmcı takımın kendi içindeki kanatları birbirini kırmaya başlayacaktır.
gmengi@gazetevatan.com
Mustafa Mutlu'nun bugünkü köşe yazısı
Yeni bir siyasi yapılanma zamanı! Geçen hafta “ülkeyi terk etmek”ten söz eden Fazıl Say yalnız değil... AKP’yi kabullenip bağırlarına basanlar olduğu kadar; ortak geleceğimiz konusunda umutsuzluğa kapılanların sayısı da oldukça fazla...Ama onların en büyük sıkıntısı, alternatifsizlik!İşte geleceğimizi belirsizleştiren asıl olumsuzluk bu:Eğer AKP’nin karşısında biraz güçlü bir siyasi oluşum olsa, en azından umut baki kalacak ve kimse “gitmek”ten söz etmeyecek!
***
CHP, Reis Bey ve arkadaşları sayesinde “umut” değil artık! DSP, cılız kadrolarıyla güven vermiyor...Diğer küçük sol partiler, halkın tamamını kucaklamaktan uzak...Gelelim sağa:MHP, “politikasızlık” girdabında çırpınıp duruyor! Genel Başkanları seçim zamanında meydanlarda ip attı, bugün tüm MHP’li yöneticiler ve vekiller hiçbir şey yokmuş gibi “ip atlıyor...” Tabandan gelen “Bir şeyler yapın” baskısını ciddiye aldıkları zaman da sanki başka hiçbir şey kalmamış ve tek dert oymuş gibi Genelkurmay Başkanı’nı “istifaya davet” ediyorlar... O kadar “politikasızlar” ki; bunu yaparken bile birbirleriyle ters düşüyorlar! Eğer bugün AKP “dikensiz gül bahçesi” gibi bir siyaset arenasında istediğini yapıyorsa, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olmuşsa; bunların altında hep MHP’nin imzası var!DYP ve ANAP’ı hiç sormayın: Çünkü onlar artık ebediyyen yok!Saadet Partisi’nden söz etmiyorum bile; umarım AKP’nin alternatifi o olmaz! Olursa, bugünleri bile mumla ararız!Başka...Elliye yakın parti daha var ama...Adlarını bile bilmiyoruz!
***
Peki; bu “kısır döngü”den kurtuluşun yolu yok mu?Elbette var: Onun şartı da öncelikle; bugünkü gidişattan rahatsızlık duyan vatandaşlarımızın hepsini kucaklayabilecek “ortak bir politika” belirlemekten geçiyor...Bu politika aslında çok basit:Laik, sosyal, demokratik, sınırları Misak-ı Milli ile çizilmiş üniter bir hukuk devletinden yana olmak!Gerisi ayrıntı...İkinci şart ise “çirkin ve ucuz siyaset”te kirlenmemiş, iddialı vatansever isimlerin kuracağı bir “platform...” Unutmayın ki “gerçek liderler”i, “zor günler” ortaya çıkarır...Bu yüzden bugüne kadar “Türk işi siyaset”e sıcak bakmayan tüm vatansever aydınları, böyle bir “buluşma” için harekete geçmeye davet ediyorum...Çare “gidip kurtulmak”tan değil, “kalıp düzeltmek”ten geçiyor!Bu yüzden kimsenin artık “tembellik veya korkaklık” yapmaya hakkı da zamanı da kalmadı!
mmutlu@gazetevatan.com
Bu haber 6,690 defa okundu.




