24 Ağustos 2009 Pazartesi

Biometrik Fotoğraf Nedir ? Biometrik Resim Nedir ? Çeken Yerler

Biometrik Fotoğraf Nedir ? Tıklayın .




Biometrik Fotoğraf Çektirmek İçin

Yapmanız Gereken

İstanbul - Kadiköy Şen Color Fotoğrafçılığa Gelmeniz

Adres : Kurbağalı Dere Caddesi No : 109/D Hasanpaşa-Kadiköy / İstanbul

Tel : (0216) 545 73 28

Mail :
Sencolor@hotmail.de

Web :
www.sencolor.com

14 Ağustos 2009 Cuma

Nasıl fuhuş yaptıklarını açık açık anlattı


Nasıl fuhuş yaptıklarını açık açık anlattı

Polis, Beylikdüzü’nde bir evde fuhuş yaptıkları öne sürüle
n yabancı uyruklu üç kadını suçüstü yakaladı

İsmail AY'ın haberiKendilerini müşteri olarak tanıtan Beylikdüzü Asayiş Büro Amirliği ekipleri belirlenen adreste yaptıkları operasyonda Kazakistan uyruklu A.A (26), Türkmenistan Uyruklu G.B(25), Moldova uyruklu T.K(20) ifadeleri alınmak üzere göz altına alındıktan sonra sağlık kontrolü için hastaneye götürüldü. Bugün adliyeye çıkarılacak olan şahıslar daha sonra sınır dışı edileceği belirtildi.
İki yıldan beri Beylikdüzü’nde fuhuş yaptıkları öne sürülen üç kişi polisin yaptığı operasyon sonucu göz altına alındı. Belirlenen adrese kendini müşteri olarak tanıtan polis ekipleri daha sonra adreste fuhuş yaptığı öne sürülen Kazakistan uyruklu A.A ile buluştu. Yapılan pazarlıkların ardından fuhuş yaptıkları evde suçüstü yakalandı. İfadeleri alınmak üzere karakola getirilen şahıslar fuhuş yaptıklarını itiraf etti.
PSİKOLOJİK TEDAVİ GÖRMÜŞ
İki yıldan beri Beylikdüzü’nde ikamet ettikleri ve fuhuş yaparak para kazandıklarını itiraf eden Kazakistan uyruklu A.A, “Ben zaten İstanbul’da psikolojik tedavi görüyordum. Bunun için Türkiye’ye kaçtım. Tanıdığımız bir kişinin ismini vererek pazarlık yaptılar. Pazarlığın ardından ikamet ettiğimiz yere geldik. Biz üç kişi aynı evde kalıyoruz. 50 TL karşılığında erkeklerle birlikte oluyoruz. Bütün telefon trafiğini ben hallediyorum ve insanlar benimle pazarlık yapıyor” dedi.

Güler: C.G'nin yakalanıp serbest bırakıldığına ihtimal vermiyorum


Güler: C.G'nin yakalanıp serbest bırakıldığına ihtimal vermiyorum


İstanbul Valisi Muammer Güler, öldürüldükten sonra Etiler'deki bir çöp konteynerinde cesedi bulunan Münevver Karabulut'un katil zanlısı C.G'nin yakalanıp serbest bırakıldığı iddiaları ile ilgili konuştu.



Vali Güler, İstanbul Valiliği'nde ''Nagihan Karabulut'un bazı iddiaları oldu. Savcılık bununla ilgili soruşturma başlattı'' diyen bir basın mensubunu yanıtlarken, Nagihan Karabulut'un iddiaları karşısında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının harekete geçmesinin normal olduğunu belirtti.
Bu konunun araştırılacağını, çünkü artık çok dillendirildiğini ifade eden Güler, ''Ben böyle bir iddianın mutlaka adli merciler tarafından soruşturulması yapılarak sonucunun kamuoyuyla paylaşılmasını ve bundan sonra artık bu konu üzerinde ona göre konuşulması gerektiğini düşünüyorum'' dedi. Güler, zanlıyı arama çalışmalarının devam ettiğini, kendilerini ilgilendiren konunun da bu olduğunu dile getirdi.
İddialar karşısında artık bir şey söylemeyeceğini belirten Güler, şöyle konuştu:
''O konuda artık hiçbir şey söylemem. Çünkü o konu artık karşılıklı bir itham haline dönüştü ve bir kere dile getiriliş tarzı hiç hoş değil. Cumhuriyet Başsavcılığının bu konuyu inceliyor olmasından da memnuniyet duydum. Çünkü varsa bir sorumlu gereği yapılır, ama yoksa da hiç kimse öyle durup dururken bu tür iddiaları da artık dile getiremez. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığının vereceği karar herkes için bağlayıcılığı olan bir karar olacaktır. Kimse de böyle ulu orta bir başka kurumu, bir başka kişiyi itham etmek durumunda kalmaz. Ama öyle bir şey varsa da herkes tabii karşısında olur. Ama ben böyle bir şeye asla ve asla ihtimal vermiyorum. Böyle bir şeyi düşünmek bile şahsen benim için normal değil. Çünkü Türk emniyet teşkilatı orada olaya en kısa zamanda vaziyet etmiş, en kısa sürede bütün delilere ulaşmış, faili tespit etmiştir. Failin yakalanması konusu ayrı bir konudur, ama böyle bir iddianın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ele alınıp sonuca bağlanmasında da fayda var.''

Halk istedi MHP'den AK Parti'ye geçiyor


Halk istedi MHP'den AK Parti'ye geçiyor.


Hatay Altınözü İlçesi Altınkaya Beldesi Belediye Başkanı Mustafa Kaves MHP'den İstifa ettiğini açıkladı. Gerekçesi ise halk..






Hatay Altınözü İlçesi Altınkaya Beldesi Belediye Başkanı Mustafa Kaves Milliyetçi Hareket Partisi'nden İstifa ettiğini açıkladı.
Başkan Kaves, yaptığı açıklamada, Altınkaya Belde halkının isteği üzerine partisi MHP'den istifa etmek durumunda kaldığını kaydetti. Seçim öncesi belde halkının sözünü dinlediğini ve bu davranışını sürdürdüğünü ifade eden Başkan Kaves, “Belde halkının isteği doğrultusunda hareket ettim.
İstifamı posta yoluyla gönderdim. Önümüzdeki günlerde de AK Parti'ye katılacağım” dedi. (Hürriyet)

Erdoğan'dan muhalefete tarihle çağrı


Erdoğan'dan muhalefete tarihle çağrı.

Başbakan Erdoğan, partisinin kuruluşunun 8'inci yılı töreninde konuştu. Partisine yeni hedefi gösteren Erdoğan, Baykal ve Bahçeli'ye tarihi örneklerle son bir çağrı yaptı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK Parti'den sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Bundan sonra da o eski günlere, eski siyaset tarzına dönüş inşallah söz konusu olmayacaktır'' dedi.
Erdoğan, AK Parti'nin 8. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla genel merkezde düzenlenen ''AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı''nda yaptığı konuşmada, toplantının ve partinin 8. kuruluş yıl dönümünün hayırlı olmasını diledi.
''Birlik, beraberlik, huzur ve kardeşlik ikliminde nice yıllara ulaşmayı Allah'tan temenni ediyorum'' diyen Erdoğan, yeni seçilen veya yeniden seçilen tüm il başkanlarını, il yönetimlerini, kadın ve gençlik kollarını, belediye başkanlarını, il genel meclisi üyelerini tebrik ederek, başarı dileklerini iletti.
Coşku, heyecan dolu, temiz, şeffaf, demokratik bir atmosfer içinde il kongrelerinin tamamlandığını, programı el verdiğince kendisinin de bu kongrelere katıldığını belirten Erdoğan, 81 ilde AK Parti kadrolarının ''büyük bir heyecan ve aşk içinde bu kutlu yolda ilerliyor olduklarını görmekten duyduğu mutluluğu'' dile getirdi.
''İnşallah 3 Ekim'de büyük kongremizi gerçekleştirecek, orada bir kez daha heyecanımızı tazeleyecek, tek yürek halinde birlik ve bütünlük içinde hedefimiz olan 2011 seçimlerine kilitleneceğiz'' diye konuşan Erdoğan, partinin tüm teşkilatı üzerinde şimdi her zamankinden daha büyük bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
Erdoğan, şöyle konuştu:
''8 yıl içinde girdiğimiz 4 seçimden milletimizin umudu olarak başarıyla, zaferle çıktık. 5. seçime de aynı ruh ve heyecanla girecek, bir kez daha Allah'ın izniyle birinci parti olarak çıkacak ve bu noktada siyasi tarihimizde yeni bir rekorun sahibi olacağız. Onun için gevşemek, rehavet, umutsuzluk, yılgınlık, bıkkınlık, yorgunluk yok. Aziz milletimiz bizden daha fazla hizmet bekliyor.
Türkiye çok daha aydınlık günleri, çok daha yüksek seviyeleri hak ediyor. Türkiye'yi 10 yıllardır arzuladığımız seviyelere ulaştırıncaya kadar bize durmak yok, dinlenmek yok. İşte bunun için omuzlarımızdaki emanet çok ama çok büyük. Her kademedeki arkadaşımın büyük bir özveriyle gayret göstermesini bekliyorum. Kongrelerde seçimi kazanmış olmanız, 29 Mart seçimlerinde ipi göğüslemiş olmanız her şeyin bittiği değil, tam aksine her şeyin daha yeni başladığı anlamına geliyor.
İllerimizin sorunlarını yakından takip edeceğiz, yakından takip edeceksiniz. Yetki ve sınırlarınız dahilinde her bir yerleşim yerinin meselelerini çözüme kavuşturmak için çalışacağız, çalışacaksınız. AK Parti'nin hedeflerini, projelerini, çalışmalarını bütün boyutları ve gerçekliğiyle bulunduğunuz yerlerde sizler, bizler anlatacağız, anlatacaksınız. Yerel siyaseti sizler örgütleyecek, yerel demokrasiyi sizler geliştireceksiniz. AK Parti'nin vizyonuna yakışır şekilde yerel siyaseti şekillendirdiğiniz kadar ulusal ve küresel meseleleri de yakından takip edecek, hemşehrilerinizi her adımda aydınlatacaksınız.
Şunu da lütfen unutmayınız, sizler insana hizmete odaklanan gönül erlerisiniz, barış elçilerisiniz, demokrasi elçilerisiniz. Sizler milletimizi bir bütün olarak kucaklayan bir partinin elçilerisiniz. Diğer siyasi partilerin tahriklerine, provokasyonlarına, kışkırtmalarına, hırçın siyasetlerine, iftira ve karalama siyasetlerine karşı her an uyanık olacak, soğukkanlılığımızla, sabrımızla, her zaman bunu muhafaza ederek, gerekli olan cevapları o dille vereceğiz.''
AK Parti teşkilatına inandığını ve güvendiğini ifade eden Erdoğan, ''Bu teşkilat sayesinde Türkiye kabuğunu kırdı. Bu teşkilat sayesinde Türkiye şaha kalktı. Bu teşkilat sayesinde Türkiye çözülemez denilen meseleleri tek tek çözdü. Siyaset ve demokrasi tarihimizin tartışmasız en dinamik teşkilatı AK Parti teşkilatıdır'' diye konuştu.
Erdoğan, gayretlerinden dolayı bütün teşkilat üyelerine teşekkür ederek, ''Yolunuz ve bahtınız açık olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun'' dedi.
-''TÜRKİYE'NİN HER KARIŞ TOPRAĞINA, HER VATANDAŞINA ULAŞMA GAYRETİ''-
Erdoğan, Trabzon, Rize ve Artvin'e yaptığı ziyareti hatırlatarak, toplu açılışlar gerçekleştirdiğini belirtti. Halkın heyecanını gördüğünü ve bundan büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Erdoğan, ''Yazın bu sıcağında bile halkımızın bu özverisi, AK Parti ile bütünleşmesi bu işin nerede olduğunu çok açık, net ortaya koyuyor'' dedi. Açılan okulların, hastanelerin, öğrenci yurtlarının farklılık ve zenginlik getirdiğini kaydeden Erdoğan, halkın da partiyle bütünleştiğini ve bütünleşmeye devam edeceğini söyledi.
''Bugün AK Parti camiası için son derece anlamlı bir gün. 8 yıl önce bugün, 14 Ağustos 2001'de partimizin kuruluş dilekçesini verdik ve kutlu yolculuğumuza resmi olarak o gün çıktık'' diyen Erdoğan, partinin kuruluşunda ve sonraki süreçte emeği geçenleri kutlayarak, emek, katkı ve desteklerinden dolayı şükranları sundu. Erdoğan, 8 yıl içinde hayatını kaybedenleri de sevgi, saygı ve minnetle yad ettiğini söyleyerek, Allah'tan rahmet diledi.
''Samimi duygular ve halis bir niyetle yola çıktıklarını'' belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
''(Türkiye'nin sorunları çözümsüz değil) diyerek yola çıktık. (Yıllardır Türkiye'nin gündemindeki sorunları çözmek imkansız değil) diyerek yola çıktık. (Yeter, söz de karar da milletindir) diyerek yola çıktık. Milletimizin desteğini, hayır dualarını ardımıza alarak yola çıktık. Çok şükür 8 yıl boyunca aziz milletimizin bize yüklemiş olduğu emaneti hakkıyla, layıkıyla taşıdık; taşımaya devam ediyoruz. Partimizi kurduktan yaklaşık 1 yıl sonra tek başımıza iktidara geldik. İktidarda bulunduğumuz 7 yıl boyunca da Türkiye'nin meselelerine kalıcı çözümler üretmenin gayreti içinde olduk.
Karşı karşıya olduğumuz ve milletimizin karşı karşıya olduğu bir çok kronik sorunları hal yoluna koyduk. Türkiye'ye ilkleri yaşattık, yeni rekorlarla tanıştırdık. (AK Parti'nin sahibi millettir) dedik. Anadolu'yu, Trakya'yı, 7 coğrafi bölgenin tamamını, 81 vilayetimizi, 892 ilçemizi, beldelerimizi, köylerimizi, 780 bin kilometre kare vatan topraklarını, 71 buçuk milyon vatandaşımızın her birini sevgi ve şefkatle kucakladık. Bu ilk harekettir. Bunu başardık. Ücra diye bir kavram tanımadık. Uzak kavramına lügatımızda yer yok dedik. Ülkenin her karış toprağına, her nerede yaşıyor olursa olsun her bir vatandaşına ulaşmanın gayreti içinde olduk.''
-''TIPKI MENDERES, ÖZAL GİBİ...''-
AK Parti'nin kurulmasıyla demokrasi tarihinde yeni bir sayfa açıldığını söyleyen Erdoğan, ''Tıpkı rahmetli Adnan Menderes gibi, tıpkı rahmetli Turgut Özal gibi milletin bizzat sahiplendiği, milletin bizzat süreçlere katıldığı, egemenliği bizzat kendi eliyle kullanma imkanını bulduğu yeni ve daha ileri bir siyasal süreci başlattık'' dedi.
Erdoğan, şöyle konuştu:
''AK Parti'den sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Bundan sonra da o eski günlere, eski siyaset tarzına dönüş inşallah söz konusu olmayacaktır. AK Parti ile birlikte demokrasi güçlenmiş, millet egemenliği perçinlenmiş, siyasete dönük her türlü müdahale ve vesayet girişimi hukuk çerçevesinde bertaraf edilmiştir. AK Parti çetelerle, mafyayla, karanlık güç odaklarıyla kararlı bir mücadeleye başlamış, bu mücadeleden en küçük bir geri adım atmamış, gelecek nesillere de örnek teşkil edecek bir kararlılığı Türkiye'ye hakim kılmıştır.
8 yıl boyunca Türkiye'yi değiştirmek, Türkiye'nin çehresini değiştirmek, Türkiye'nin makus talihini yenmek ve ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için çok yoğun gayretler sarf ettik. Ama aynı zamanda 8 yıl boyunca Türkiye'yi geçmişteki o karanlık günlere geri götürmek, popülist siyaset günlerine dönmek, siyaseti kirletmek, lekelemek, millet egemenliğine gölge düşürmek isteyenlere karşı da aynı azim ve kararlılıkla mücadele ettik. Siyaset AK Parti ile birlikte yeniden güvenilir bir kurum haline geldi. Siyaset AK Parti ile birlikte yeniden temiz ve şeffaf bir boyut kazandı. İşte onun için AK Parti'nin demokrasi tarihimizde, siyaset tarihimizde ayrı bir yeri vardır, olacaktır.''
''ÜLKEMİN HER TARAFINDA, HER KÖŞESİNDE, HER KESİMİNDE BU MESELEYİ ARTIK UYANMAMAK ÜZERE TARİHE GÖMMEK İÇİN TAM BİR İRADE VE İSTEK OLDUĞUNUBÜYÜK BİR MEMNUNİYET İÇİNDE MÜŞAHEDE EDİYORUZ. NEREDE OLMADIĞINI BENİM HALKIM ÇOK İYİ BİLİYOR''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Birliğimizi, bütünlüğümüzü, kardeşliğimizi asla ve asla tartışma konusu yapmayız, yapmıyoruz. Bizim muhatabımız 71,5 milyon Türkiye vatandaşımızdır. Aziz milletimizden, aziz vatandaşlarımızdan başka muhatap tanımıyoruz'' dedi.
Erdoğan, Türkiye'yi farklı bir noktaya taşıdıklarını, Türkiye'yi bu seviyeye taşırken güçlerini milletten aldıklarını söyledi.
Başbakan Erdoğan, milletin birliğinden, bütünlüğünden, istikrar ve huzur ortamından güçlerini aldıklarını belirterek, şunları kaydetti:
''Hafta başında grup konuşmamda ifade ettim. Türkiye yıllardır bilinen, konuşulan, üzerinde tartışılan, meselelerini bundan on yıl, yirmi yıl, otuz yıl önce çözmüş, çözebilmiş olsaydı bugün çok farklı bir yerde olacaktı. Türkiye, ayağına dolanan, pranga haline gelen sorunlarını yıllar önce hal yoluna koymuş olsaydı, bugün çok farklı bir ülke, çok daha gelişmiş bir ülke olacaktı. En önemlisi Türkiye, tam 25 yıldır nice canlara mal olan, nice ocaklara ateş düşüren, gencecik insanlarımızı bir canavar gibi, gencecik delikanlılarımızı bir canavar gibi yutan terör belasına bir çözüm üretebilseydi, kardeşliğimizi, dostuluğumuzu bozacak girişimlere karşı daha uyanık olsa, önlemlerini alabilseydi bugün çok çok ama çok farklı bir yerde olacaktı.''
Türkiye'nin enerjisini, kaynaklarını, birikimlerini bu meseleye harcadıklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, 25 yıl boyunca Türkiye'nin, hem milli bir mesele olarak hem de uluslararası bir mesele olarak, adına her ne denirse densin bu meseleye vaktini, enerjisini, kaynaklarını heba ettiğini söyledi.
-''PARTİNİN PROGRAMINI OKUYUN''-
''İşte şimdi diyoruz ki Türkiye bu meseleyle artık yüzleşmeli. Türkiye, bu meseleyi köklü bir biçimde çözüme kavuşturmalıdır'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Değerli arkadaşlarım, lütfen partimizin şu programını bir okuyun. Programda bu konuyla ilgili bölümü göreceksiniz. Bakınız biz partimizi kurarken bunu belirledik ve çözüm işaretlerini, sinyallerini orada verdik. Adına isterseniz Güneydoğu sorunu deyin, isterseniz Doğu sorunu deyin, isterseniz Kürt sorunu deyin, terör deyin ne derseniz deyin ama bu bir sorundur diye ta o zaman da koyduk. Bunun, bizim programın içinde yaklaşık bir buçuk sayfalık yeri var. Programlar nedir? Size çerçeveyi belirler. O çerçeveyi biz orada belirledik. 2005 Diyarbakır konuşmamızda genişleterek, orada bunun sinyallerini verdik. 'Türkiye önüne engel, ayağına pranga olan bu meseleden demokrasi, hukuk ve kardeşlik çerçevesini muhafaza ederek kurtulmalı. Geleceğe güvenle, umutla bakmalıdır' dedik. Partimizi kurduğumuz günden bugüne bu meseleye kafa yorduk. Bu noktada önemli adımlar attık. Demokratik açılımlar gerçekleştirdik. İnsan hakları noktasında önemli reformları hayata geçirdik. Şimdi artık 'bu meseleyi kökten çözmenin tam zamanıdır' diyoruz. Şimdi artık 'bu meseleden kurtulmanın zemini' diyoruz. Ülkemin her tarafında, her köşesinde, her kesiminde bu meseleyi artık uyanmamak üzere tarihe gömmek için tam bir irade ve istek olduğunu büyük bir memnuniyet içinde müşahede ediyoruz. Halkımızda bu talep var. Nerede olmadığını benim halkım çok iyi biliyor. Bu işin istismarını yapan, buradan nemalanmak isteyen veyahut da buradan AK Parti'yi vurabileceğini zannedenler bunu engellemek istiyor. Olay budur ama biz bunların hiçbirine aldırmayacağız. Biz bu işe inanıyoruz. Bedeli ne olursa olsun bu yolda, bu adımlarımızı attık, atıyoruz ve atacağız.''
-''LİDERLERLE POLEMİĞE GİRMEK İSTEMİYORUM''
Her türlü meselenin çözümünün, tamamen milli birlik ve bütünlük içerisinde gerçekleştirmek, ayırıcı değil birleştirici durumunda olunması gerektiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Birliğimizi, bütünlüğümüzü, kardeşliğimizi asla ve asla tartışma konusu yapmayız, yapmıyoruz. Bizim muhatabımız 71,5 milyon Türkiye vatandaşımızdır. Aziz milletimizden, aziz vatandaşlarımızdan başka muhatap tanımıyoruz. Demokrasi ve hukuk devletinde milletin temsilcileri de bellidir ve bu temsilciler dışında herhangi bir temsil merci de tanımıyoruz. Bakınız bu süreçte hiçbir siyasi parti ile hiçbir parti lideriyle polemiğe de girmek istemiyorum. Böyle milli bir meseleyi, böyle siyaset üstü bir meseleyi günlük politikaya, siyasi çekişmelere alet etmek istemiyorum.''
''SİZ GAZİ MUSTAFA KEMAL'DAN ALPASLAN'DAN DAHA MI MİLLİYETÇİSİNİZ?''

Erdoğan, kamuoyunda ''demokratik açılım'' olarak nitelenen çalışmalara değindi.

Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın bu konuda ana muhalefet partisine, diğer muhalefet partilerine; parlamento içi, parlamento dışı yüzde 1'in üzerinde oy alan siyasi partilere mektup yazdığını anımsatarak şöyle konuştu:
''Mektup yazar, onlardan randevu talebinde bulunur da, daha bu randevunun içeriğinde ne var, ne yok bunu bilmeden, kalkar da ana muhalefet partisi 'ret' cevabı verirse, kalkıp da Bahçeli buna 'ret' cevabı verirse bunu neyle izah edeceğiz? Hani bunlar bu ülkede uzlaşmacıydı? Hani bunlar bu ülkenin çıkarları için olacak her meselede uzlaşmaya yakındı? Kabul et; otur, görüş, konuş da... Ondan sonra, de ki, 'böyle böyle biz bu şartlarda yokuz'... Ama bunu bile yapamadılar.
Bunların ne denli uzlaşmacı olduğu ortada. Ama bizim kapımız herkese açık; kim bizimle görüşmeyi isterse biz görüşmeyi isteriz, kabul ederiz. Ama içeriğini bildiğimiz bir konuda zaten biz bu konuyu biliyoruz, bunun için görüşülecek bir şey yok. Karşı talebimizi iletiriz, o zaman da gereğini yaparız. Ama varsa bu noktada hakikaten düzenlemeler, uygun yaklaşımlar, olumlu yaklaşımlar, kesinlikle biz de kabulleniriz. Otururuz, enine boyuna konuşuruz. MHP liderinin -bakın 'tabanı' demiyorum, Sayın lideri söylüyorum, Sayın Bahçeli'yi söylüyorum- tam bir panik ve hezeyan havasında. Haddi aşarak nezaket kurallarını hiçe sayarak, son derece çirkin üslupla -yardımcıları da dahil, istisnalar kaideyi bozmaz- bana ve partime yönelik, bakanıma yönelik pervasızca saldırmasını da ben milletimin takdirine bırakıyorum.''
-''BİRKAÇ KİTAP OKUYUNUZ, TAVSİYE EDERİM''-
''Şu kadarını da söylemek durumundayım, eğer böyle ciddi bir mesele hakkında konuşacaksanız Sayın Bahçeli, çok rica ediyorum, Türkiye'nin tarihi üzerine, bu toprakların uzak tarihi üzerine, lütfen birkaç kitap okuyunuz, tavsiye ederim'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Tarihin derinliklerinden bugünlere ulaşan böyle girift bir meseleyi gündelik bir dille, yarım yamalak bilgiyle gündeme taşıyarak hem Türkiye'ye haksızlık ediyor, hem de çözüm sürecine haksızlık ediyorsunuz. 'Norşin' kelimesini 'Potomya' kelimesini dilinize dolayarak, öyle basit ve ucuz bir muhalefet tarzına başvurarak kendinize de partinize de Türkiye'ye de haksızlık ediyorsunuz.
Kalkıp, Alpaslan 1071'de Malazgirt Ovası'nda kazandığı zaferle Anadolu'nun kapılarını açtı ama 'Malazgirt' ismine dokunmadı. Siz Alpaslan'dan daha mı milliyetçisiniz? Malazgirt Ermenice bir kelime. Rahmetli Ertuğrul Gazi, rahmetli Osman Gazi, 'Bilecik' ismine dokunmadı. Siz onlardan daha mı milliyetçisiniz? Bilecik, Bizans dönemindeki 'Belekoma' kelimesinden geliyor. Rahmetli Orhan Gazi, Bursa'yı fethetti, 'Bursa' ismine dokunmadı. Siz ondan daha mı milliyetçisiniz? Bursa, Yunanca 'Prusa' kelimesinden geliyor. Gazi Mustafa Kemal, Ankara'yı Kurtuluş Savaşı'nın karargahı, TBMM'nin mekanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti yaptı. Ama 'Ankara' ismini değiştirme gereği duymadı. Siz Gazi Mustafa Kemal'den daha fazla mı milliyetçisiniz? Ankara da kökeni itibarıyla Latince 'Ankira'dır. Bunu Sayın Bahçeli'nin sürece nasıl baktığını, nasıl değerlendirdiğini göstermek açısından sadece bir örnek olarak veriyorum.
Düşünülmeden, bir kitap, bir makale okunmadan, bir bilene sorulmadan, istişare edilmeden, bilgi eksikliğiyle yapılan aceleci yorumlar hiç kimseye hizmet etmez. Buradan bir kez daha söylüyorum, Sayın Bahçeli'ye, Sayın Baykal'a bir kez daha sesleniyorum; gelin kapılarınızı kapatmayın. Gelin bu sürecin dışında kalmayın, siz de katkınızı verin, siz de yapıcı önerilerinizi sunun. Bu meselede mutabakat olmayacaksa, hangi meselede mutabakat olacak? Bu meselede uzlaşmayacağız da hangi meselede uzlaşacağız? Bu konuya da katkınız olmayacaksa hangi meseleye katkınız olacak? Eğer slogan atılarak bu mesele çözülebilseydi, bugüne kadar zaten çoktan çözülmüş olurdu.''
''2015 YILINDA YÜZDE YÜZ YERLİ İMALAT OLACAK UYDUMUZUN YAPIM ÇALIŞMALARINA BAŞLADIK''
Erdoğan, siyaset kurumunun AK Parti ile birlikte yeniden güvenilir bir kurum haline geldiğini, temiz ve şeffaf bir boyut kazandığını söyledi.
''3 Kasım 2002 seçimlerinde kifayetsizler yönetimden uzaklaştırıldı'' diyen Erdoğan, AK Parti'nin Türkiye'ye yeni bir rota çizdiğini ifade etti. Erdoğan, ''Ancak bu rotayı millet çizdi, egemen güçler değil. Bunun için bu hareket önem arz ediyor. İşte o rota AK Parti'nin de rotasıdır'' dedi.
Bu rotanın milletin hedeflerini ve beklentilerini hedef alarak çizildiğini vurgulayan Erdoğan, parti olarak bu rotadan sapmadıklarını, milletin işaret ettiği istikametten hiç ayrılmadıklarını dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''AK Parti hükümetleri, değişimin güzergahını cesaret ve kararlılıkla belirlemiş, Türkiye'nin kaynaklarını doğru yönetmiş, suistimale ve popülizme yüz vermemiş ve en önemlisi de demokrasiye, milli iradeye sadakatini bir an bile yitirmemiştir. Geçen 8 yıllık zamanın tek bir anında bile milletimizin sesine sağır kalmamaya gayret ettik. Milletimizin beklentilerine yabancı olmadık. Milletimiz de bizim samimiyetimize, dirayetimize ve liyakatimize inandı, bize güvendi, 4 seçimde de bize büyük destek verdi. Zorluklarla, engellerle karşılaştık ama asla yılmadık ve yorulmadık. Kazandıklarımız bizi şımartmadı. Bulunduğumuz makamları tapulu makamlarımız olarak görmedik. Bugün yine söylüyorum, sakın görmeyin.
Akşam başımızı yastığa koyduğumuzda her günün, her saatin, her anın muhasebesini yapmayı ihmal etmedik. Milletimizin uzağında kalamayız, kalmadık. Her zaman onların arasında olmaya devam ettik ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bakıyorsunuz vatandaşınıza bir Başbakan olarak çok yakın durursanız, o esnada olur ya bir yanlışlık olursa hemen ertesi gün 'bir başbakan böyle mi korunur?' derler. Başlıklar böyle atılır. Tam aksi olduğunda da 'bu koruma çemberleri nedir?' diye yazmaya başlarlar. Anlamak mümkün değil. Onun için biz milletimiz hangi dilden anlıyorsa aynı dille yolumuza devam edeceğiz. O sıcaklık bir başkadır. Kim ne derse desin. Gelecekse de oradan gelsin. Çünkü biz onlarla da birlikte olduğumuz sürece, beraber olduğumuz sürece durum çok daha farklı olacaktır. Buna devam edeceğiz. Onların yüzüne, gözlerinin içine baktığımız kadar, vicdan aynamızda gönül rahatlığıyla kendi yüzümüze baktık ve bakıyoruz. Şükürler olsun sandık ortaya her konulduğunda da milletin terazisinde doğrularımız ağır bastı. Her siyasi yarıştan onun için alnımızın akıyla çıktık.''
-''RİZE'YE HAVAALANI YOK''-
Türkiye'nin geleceğinden en ufak bir şüphesi olmadığını belirten Erdoğan, umutsuzluğa ve kararsızlığa zerre kadar prim vermeyen, Türkiye'yi bir bütün olarak kucaklayan bir kadro olduklarını söyledi.
AK Parti hükümetlerinin neler yaptığını uzun uzun anlatmayacağını kaydeden Erdoğan, ana başlıklar halinde icraatlardan örnekler verdi.
AK Parti Medya ve Tanıtım Başkanlığının 7 yıllık icraata ilişkin bir tanıtım filmi hazırlayacağını da bildiren Başbakan Erdoğan, bu filmin başta parti teşkilatları olmak üzere ilgili yerlere CD olarak gönderileceğini ifade etti.
AK Parti hükümetinin popülist politikalar izlemediğini ve izlemeyeceğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Dün kendi memleketimde, Rize'ye havaalanının ne zaman yapılacağını sordular. Dedim ki 'Rize'ye havaalanı yok'. 'Olur mu böyle şey?' dediler. 'İstersen sizin kapının önüne yapalım' dedim. Bir tarafta Trabzon, bir tarafta Batum Havaalanı var. Ekonomide kaide şudur: Yatırım, rantabl olan araziye yapılır. Şu anda Rize'ye havaalanı yapılmaz. Bu haksızlık olur. Bizim milletimiz bu kadar lüks içinde yaşama hakkına sahip değildir. Batum orada, Trabzon burada, dolayısıyla havaalanı yok ama bizden önceki liderler bu tür konuşmaları yaparlar mıydı? Onlar 'yapacağız' derlerdi'' diye konuştu.
İletişimde 3G teknolojisinin 30 Temmuz 2009 tarihinde hizmete başladığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, ''hedefimiz dördüncü nesil, yani 4G. Bunu da inşallah Türkiye'ye biz kazandıracağız'' dedi.
Önümüzdeki günlerde TÜRKSAT 4A uydusunun siparişinin verileceğini belirten Erdoğan, ''2015 yılında yüzde yüz yerli imalat olacak uydumuzun yapım çalışmalarına başladık'' diye konuştu.
''DTP'YE SESLENİYORUM, ZAMAN ZAMAN ARALARINDAN BAZI TEMSİLCİLERİN TAHRİK EDİCİ, KIŞKIRTICI, SÜRECİ BULANDIRAN AÇIKLAMALARDAN, TAVIRLARDAN LÜTFEN KAÇINMALARINI RİCA EDİYORUM''
''Slogan atarak çözülmüş olsaydı (terör sorunu) bugüne kadar zaten çoktan çözülmüş olurdu'' diyen Erdoğan, şunları söyledi:
''AK Parti kurulmadan önce siz vardınız. İkide bir Sayın Baykal, 'Biz cumhuriyetten daha eskiyiz' diyorsun. Hadi, eskiliğinin gereğini yap. Aynı şekilde Sayın Bahçeli, MHP'nin ne denli eski bir siyasi parti olduğunu söylüyor. Hadi gereğini yap. Siz duayensiniz. Eğer hamasetle, birbirini ihanetle, hıyanetle itham ederek bu mesele çözülebilseydi bugüne kadar çoktan çözülürdü. Gün, sorumlu siyaset günüdür. Gün, büyük düşünme günüdür. Biz bu süreci politik polemiklere kurban edilebilecek bir süreç olarak görmüyoruz. Bu süreç bir toplumsal mutabakat sürecidir. Uygulanacak politika da bir devlet ve hükümet politikası olacaktır.
Eğer biz bugün sorumlu davranmaz, cesur ve kararlı davranmazsak bundan Türkiye kaybeder. Milletimiz kaybeder. Biz, Türkiye daha büyük sıkıntılarla karşılaşmasın, daha büyük risklerle yüz yüze gelmesin istiyoruz. Bugün sorumsuzca davrananlar yaşanan ve yaşanacak olan olumsuzlukların vebalini de üstlenirler.''
-''YARADILANI YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVMEKTEN BAŞKA GAYEMİZ YOK''-
Erdoğan, konuşmasında, ''talepleri üzerine görüştüklerini'' belirttiği DTP'ye de şöyle seslendi:
''Zaman zaman aralarından bazı temsilcilerin tahrik edici, kışkırtıcı, süreci bulandıran açıklamalardan, tavırlardan lütfen kaçınmalarını rica ediyorum. Türkiye genelinde oluşmuş mutabakat iklimini zedeleyecek girişimlerden lütfen kaçının. Ben niyetimizin son derece samimi olduğunu, son derece halis bir niyetle hareket ettiğimizi açıkladım. Bu meseleyi siyaset üstü bir mesele olarak görmek, tüm Türkiye'nin hassasiyetlerini nazara alan bir duyarlılıkla hareket etmek durumundayız.
Bizim annelerin gözyaşını dindirmekten başka gayemiz yok. Babaların gözyaşlarını dindirmekten başka bir gayemiz yok. Kardeşlik iklimini pekiştirmekten başka bir gayemiz yok. Türkiye'yi 71 buçuk milyon vatandaşıyla 81 vilayetiyle kalkındırmak, ileriye taşımaktan başka hiçbir gayemiz yok. Yaradılanı yaradandan ötürü sevmekten başka bir gayemiz yok. Dürüst, samimi olacağız.''
-''HERKESE ANLATALIM''-
Başbakan Erdoğan, 7 yıl içerisinde Doğu'da, Güneydoğu'da, Doğu Karadeniz'de, Orta Anadolu'nun belli bölgelerinde iktidarın yaptığı yatırımların açık ve net bir şekilde ortada olduğunu söyledi. Konunun sadece psikolojik, sosyolojik, askeri, siyasi, diplomatik, ekonomik boyutlarıyla ilgilenmediklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bütün olarak ele alıyoruz. Dedik ya yola çıkarken 'Biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız', yapmıyoruz. Biz dedik ya 'Etnik milliyetçilik yapmıyoruz', yapmayacağız. Biz dedik ya 'Dinsel milliyetçilik yapmayacağız', yapmıyoruz ve yapmayacağız. Bedeli ne olursa olsun biz verdiğimiz sözü gerçekleştirecek, Türkiye adına, Türkiye aşkına bu meseleyi inşallah çözüm yoluna koyacağız.
Tüm arkadaşlarımdan, teşkilatımız içinde her kademedeki mensubumuzdan rica ediyorum, doğudaki, batıdaki, kuzey ve güneydeki her arkadaşım, 81 vilayetimizdeki her arkadaşım bizim bu samimiyetimizi, kararlılığımızı oradaki arkadaşlarımıza anlatsınlar. Tek tek her bir vatandaşımıza, her bir kardeşimize ulaşalım. Türkiye'nin 25 yılını, 30 yılını nasıl heba ettiğini, gencecik evlatlarımızın nasıl toprağa düştüğünü, annelerin, babaların nasıl kahrolduğunu herkese anlatalım. Türkiye'nin bu mesele yüzünden neler kaybettiğini, bu mesele devam ettiği müddetçe daha neler kaybedeceğini anlatalım. Çözümü kimin, niye istemediğini, çözüm sürecine katkı vermeyenlerin hangi kirli çıkar ilişkileri içinde olduklarını, neleri istismar etmeye gayret ettiklerini, bugüne bu süreci nasıl getirdiklerini anlatalım. Hakkımızda üretilen asılsız iddialara, ithamlara anında cevap verelim. 'Hükümet şununla görüşecek, bunu serbest bırakacak' türünden asılsız iftiraları anında çürütelim.''
-''BEN DE DERTLİYİM''-
Geleceğe ilişkin büyük umutlar taşıdığını belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bu meseleyi aşarak güçlü ekonomisi, güçlü siyasi ve sosyal yapısıyla dünyanın geleceğine damgasını vuracağına, bu büyük role hazırlandığına bütün yüreğiyle inandığını söyledi.
GAP, DAP ve KOP projelerine de değinen Erdoğan, ''Bütün bunlarla beraber bizim bölgeye yönelik hep birlikte neler yapacağımızı ortaya koymamız lazım. Bakın işsizlik, işsizlik, işsizlik diyoruz. Ben de dertliyim. Diyarbakır'dan, Van'dan, Muş'tan, Ağrı'dan, oradaki yavrularımızın, ailelerin ta Çukurova'ya, Karadeniz'e gitmesini ben de istemiyorum. Amik Ovası'na gitmesini istemiyorum. İstiyorum ki orada yatırımlarımız temayüz etsin, ayağa kalksın, yeni yeni yatırımlar olsun. Oranın insanı oralarda istihdam edilsin. Bu çileleri çekmesinler, bu çile kalmasın istiyoruz. Muş Ovası, Diyarbakır Ovası ne güne duruyor? Buraları nemalandıracağız. İnsanımız dolayısıyla kendi vilayetinde inşallah bu sürece hizmet edecek'' diye konuştu.
Erdoğan, AK Parti teşkilatının bu meseleyi de çözüme ulaştıracağına inandığını kaydetti.

33 yıl sonra 'Yaz Oruç'u tutulacak


33 yıl sonra 'Yaz Oruç'u tutulacak

Ramazan ayında 33 yıl aradan sonra Ağustos ayına oruç tutulacak. 20 Ağustos'ta ilk teravih namazı kılınacak, 21 Ağus
Ay takviminin 355 gün çekmesi nedeniyle ramazan ayı, 33 yıl sonra tekrar yaz aylarına denk gelemeye başlıyor. Ramazan önümüzdeki 8 yıl boyunca yaz aylarına rastlayacak. Bu yıl yaklaşık 15 saat oruç tutulacakken, her geçen yıl oruçlu geçen süre artacak. Ramazan ayının hazirana denk geldiği 2015'te 16 saate yakın oruç tutulacak.
Bu ramazanda ilk iftar Ankara'da saat 19.47'de, İstanbul'da saat 20.04'te, İzmir'de saat 20.07'de, Çanakkale'de Saat 20.13'te, Hakkari'de ise saat 19.00'da yapılacak. Ramazan ayında ilk gün oruçlu geçen süre Ankara'da 15 saat 22 dakika, İstanbul'da 15 saat 28 dakika, İzmir'de 15 saat 14 dakika, Hakkari'de 15 saat 11 dakika, Çanakkale'de ise 15 saat 23 dakika olacak.
O ESKİ RAMAZANLAR
Ramazan ayının yaza rastladığı geçmiş yıllarda, sıcakta oruç tutmak bir takım zorluklar yaratsa da iftardan sahura kadar geçen sürede sosyal hayat renkleniyordu. Uzun yaz gecelerinde büyük camilerin çevresi teravih namazına gelenlerle dolup taşarken, İstanbul'da Direklerarası'nda ramazan eğlenceleri sahura kadar hoşça vakit geçirilmesini sağlıyordu.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesimi Yazıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ramazanın Türk İslam toplumlarında özel bir yeri olduğuna işaret ederek, Türk toplumunun bir ''ramazan kültürüne'' sahip olduğunu söyledi. Yazıcı, ramazanın ibadet kadar eğlenceyi de içeren bir zaman dilimi olduğunu anlattı.
Yazıcı, Ramazan ayının yaza denk geldiği yıllarda, uzun süren orucun ardından iftarların yapılmasıyla halkın sokağa çıktığını, diğer aylarda rastlanmayan bir hareketliliğin ortaya çıktığını dile getirdi.
İftardan önce büyük camilerin çevresine açılan sergilerde de farklı bölgelerden getirilen meyve ve sebzelerden tütüne, kitaptan tespihe, el sanatı ürünlerinden giysilere kadar çok çeşitli malzemelerin satıldığını kaydeden Nesimi Yazıcı, akşam ezanının okunmasıyla camilerin dolduğunu, daha sonra iftar için herkesin evlerine dağıldığını söyledi.
''RAMAZANDA KADINLAR SOSYAL HAYATA KATILIRDI''
Prof. Dr. Yazıcı, özellikle Osmanlı döneminde ramazanın kadınların daha rahat hareket ettiği, teravih dolayısıyla geceleri de ev dışına çıkabildiği bir zaman dilimi olduğuna dikkati çekerek, kolay ulaşılabilir ve merkezde bulunan büyük camilerin teravih için kadınlara tahsis edildiğini dile getirdi.
İftarın ardından kadınlı çocuklu kalabalıkların İstanbul sokaklarına çıktığına işaret eden Yazıcı, ''İstanbul'un her tarafındaki kahvehaneler açıktı. Belli başlı eğlence mekanlarına uzak olanların bile kapısına iki resim asılarak karagöz oynatılırdı. Divanyolu'nda hoşça vakit geçirilecek yerler bulunurdu, ancak en kalabalık olan yer, tiyatroların tamamının bulunduğu Direklerarası'ydı'' dedi.
Yazıcı, yaz ramazanlarının en ilgi çeken unsurlarından birinin mahyalar olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
''Eski ramazanlarda şehirler bugünkü gibi ışıklı değildi. Osmanlı'nın başkenti İstanbul'da bile akşam ezanından sonra halk evine çekiliyordu. O zaman kentteki yabancılar, elinde kandillerle yürüyen insanların 'ateş böceğini' andırdığını yazıyor. İki minare arasına takılan mahyalar, bu karanlık geceleri aydınlatan ve halkta heyecan yaratan ışık gösterileriydi. Büyük kalabalıklar tarafından izlenirdi.''
Ramazanın gayrimüslimlerle Müslümanlar arasındaki ilişkilerin artmasına da vesile olduğunu ifade eden Yazıcı, oruç tutmayanlarla tutanlar arasında hiçbir sorun yaşanmadığını anlattı.
Yazıcı, ramazanda ''Hırka-i Şerif'' ve ''Sakal-ı Şerif'' ziyaretlerinin de ayrı bir önem taşıdığını, halkın Kadir Gecesi'ni sabaha kadar camilerde ibadetle geçirdiği kaydetti.
SIVI ALIMI ÖNEMLİ
Güven Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Topalakçı da, ramazan ayında sıvı tüketiminin azaldığına dikkati çekerek, bunun bir takım sağlık sorunları yaratabileceğini söyledi.
Ramazanın yaza rastlaması nedeniyle sıvı kaybının daha çok olacağını belirten Topalakçı, iftar ve sahur arasında yeterli su tüketilmesinin vücudun su ve elektrolit dengesinin korunmasını sağlayacağını vurguladı. Oruç tutan kişilerin günde en az 2,5 litre sıvı alması gerektiğini belirten Topalakçı, bu kapsamda komposto, meyve suyu ve sebze çorbasını da önerdiklerini kaydetti.
Topalakçı, yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak durulmasının doğru olacağını dile getirerek, ağır yemeklerin kalp üzerinde stres gibi etki yaparak kalp spazmı, kalp krizi ve beyin kanamasına neden olabileceğini anlattı.
Banu Topalakçı, temel besin gruplarının her birinden yeteri oranda alınmasını ve ramazan boyunca yine 3 öğün beslenecek şekilde ayarlama yapılmasını önerdi.
tos'ta ise ilk iftar yapılacak.

Uçak ile helikopter böyle çarpıştı Video

Uçak ile helikopter böyle çarpıştı Video
ABD'nin New York kentinde geçtiğimiz hafta küçük bir uçak ile helikopterin havada çarpışması sonucu meydana gelen kaza anını gösteren video yayınlandı

Haşema olunca yasak, böyle serbest!




Haşema olunca yasak, böyle serbest!


Hijyenik olmadığı gerekçesiyle haşema giyenleri havuza sokmayan Batılılar, kadın yüzücüleri ayakta alkışlıyor. Adamlar haklı kardeşim diyenler, bu karelere dikkatli baksın



Oysa o sporcuların mayolarıyla haşema arasındaki tek fark kolların açık olması. Eğer haşema hijyenik değilse olimpiyat organizatörlerini mahkemeye vermek gerekecek. Çünkü başta sporcular olmak üzere bir çok kişinin sağlığıyla oynuyorlar. Nasıl yani diyorsanız buyrun okuyun ve galerimizdeki resimlere bakın:
Dün internet sitelerine düşen haberde haşema giyen bir Fransız kadının yaşadığı dram anlatılıyordu. Bizim ülkemizde sıklıkla yaşanan bir örnek 35 yaşındaki Carole'nin başına gelmiş. Haşema ile kamuya açık bir havuzda yüzmesine izin verilmemiş ve gerekçe olarak da "hijyenik koşular" gösterilmiş. Önce haberin detayına bir bakalım: "Din değiştirerek Müslüman olan 35 yaşındaki Fransız Carole yaşadığı kasabada kamuya açık bir yüzme havuzunda haşemayla yüzmek istedi. Fransa'nın başkenti Paris'e yakın Emerainville kasabasında yaşayan Carole yüzmeye gitmeden önce havuz yönetimini arayarak haşema ile yüzüp yüzemeyeceğini sorduğunu belirtti.

Havuz yönetiminin haşemayla yüzmenin kendileri için bir problem oluşturmayacağını belirttiğini ifade eden Müslümün kadın, "Kızlarımla birlikte haşema giyerek havuzda bir dönem yüzdük. Ancak bu yıl aniden yüzmeme izin verilmemeye başlandı. Sebebini sorduğumda ise "hijyenik koşulları" yerine getirmediğim belirtildi" dedi. 17 yaşında Müslümanlığı seçen 35 yaşındakı kadın ise haşemayla yüzmeye izin verilmemesinin gerçek nedeninin politik nedenler olduğunu söyledi."
Türkiye'de bu örneklere sıklıkla rastlıyoruz. Kamuya açık ya da kapalı alanlarda; açık ya da kapalı havuzlarda haşema giydiği için yüzmesine izin verilmeyen pek çok kişiye rastlamak mümkün. Bunların bazılarını akşam haberlerinde de izleyebiliyoruz. Çoğu ise gündeme bile gelmiyor. Genelde ideolojik kaygılarla yapılan davranışlara gerekçe olarak ise "hijyen" gösteriliyor. Bunun ne kadar doğru olduğu ise tartışmalı bir konu. Çünkü uluslararası olimpiyatlarda yüzen birçok kadın sporcu haşemaya yakın bir mayo giyiyor ve başlarına bone takıyor. Tek fark o sporcuların kollarının açık olması.
Haşema hijyenik değilse bu mayoların da hijyenik sayılmaması gerekir. Bu iddiaları gerçek kabul edersek, kapalı mayolarla yüzen sporcuların birbirlerinin sağlığını tehlikeye attıklarını düşünmemiz gerekecek. Özetle.. Ya "haşema hijyenik değil" diyenler yanılıyor ya da bütün kadın sporcuların sağlıkları tehdit altında. Sizce hangisi doğrudur? Her şeyiyle profesyonel olan bir kurumun yaptıkları mı yoksa ideolojilerine kılıf arayanların gerekçeleri mi?
(Zaman)